Skip to content

İcra Hukuku

İTİRAZIN İPTALİ DAVASI

İTİRAZIN İPTALİ DAVASI

  İlamsız bir icra takibinde borçlu, kendisine tebliğ edilen ödeme emrine yedi gün içerisinde itiraz edebilir. Usulüne uygun yapılan itiraz…

TESPİT DAVASI NEDİR?

Tespit davası, bir hukuki ilişkinin ya da hakkın varlığının ya da yokluğunun mahkeme kararıyla saptanmasıdır. Bu dava sadece hukuki ilişkinin…

TASARRUFUN İPTALİ DAVASI

  Tasarrufun iptali davası, borçlunun alacaklıdan mal kaçırmak amacıyla üçüncü kişilerle birlikte yapmış olduğu hukuki işlemlerin iptali için açılan davadır.…

ÖDEME EMRİNE İTİRAZ

  Ödeme emrine itiraz, borçlunun borcunu ödemesi için alacaklının talebi üzerine icra müdürlüğü tarafından gönderilen ödeme emrine ilişkin itirazdır. Ödeme…

İTİRAZIN İPTALİ DAVASI

İlamsız bir icra takibinde borçlu, kendisine tebliğ edilen ödeme emrine yedi gün içerisinde itiraz edebilir. Usulüne uygun yapılan itiraz ile takip durur. Takibin devam edebilmesi için alacaklı tarafından itirazın iptali davası açılabilir. İcra İflas Kanunu’nun madde 68/a’da sayılan belgelere sahip olan alacaklı tarafından itirazın kaldırılması yolunu da kullanılabilecekken, bu belgelere sahip olmayan alacaklı tarafından yalnızca itirazın iptali davası yolunu kullanabilir.

İtirazın İptali Davası Taraflar

İtirazın iptali davası, alacaklı tarafından takip konusu alacağa itiraz etmiş borçluya karşı açılır. Yani davacı alacaklı, davalı ise ödeme emrine itiraz eden borçludur. Ödeme emri ile ilgili detaylı bilgiye Ödeme Emrine İtiraz makalesinden ulaşabilirsiniz.

İtirazın İptali Davasında Süre, Görevli ve Yetkili Mahkeme

İtiraz sonucunda takibin durdurulduğuna ilişkin kararın tebliğinden itibaren 1 yıl içerisinde alacaklı tarafından itirazın iptali davası açılabilir. Taraflar arasındaki hukuki ilişki açısından ayrıca bir hüküm bulunmaması halinde görevli mahkeme asliye hukuk mahkemesidir. Davalının yerleşim yeri mahkemesi, eğer yerleşim yeri belli değil ise son yerleşim yeri mahkemesi yetkili mahkemedir.

İtirazın İptali Davasının Reddi

İtirazın iptali davasının reddedilmesiyle mahkeme tarafından mevcut bir alacak olmadığına karar verilmiş olur. Dolayısıyla kararın kesinleşmesiyle başlatılmış olan icra takibi de iptal olur ve aynı borç sebebiyle tekrar bir alacak davası açılamaz.

Alacaklının kötü niyetli olarak icra takibi başlatmış olması ve borçlunun talebi üzerine alacaklı hakkında reddolunan alacak miktarının %20sinden aşağı olmamak üzere tazminat ödemesine hükmolunur.

İtirazın İptali Davasının Kabulü

Mahkeme tarafından icra takibine konu olan alacağın varlığına kanaat getirilirse itirazın iptali davası kabul edilir. Mahkemenin vermiş olduğu karar ile birlikte alacaklı tarafından icra dairesinden takibe devam edilerek borçlunun malvarlığına haciz işlemlerinin uygulanması talep edilebilir.

Alacaklının talep etmesi halinde borca haksız yere itiraz eden borçlu hakkında talep edilen alacağın %20sinden aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilir. Ayrıca yargılama giderleri de borçluya yükletilir.

İtirazı İptali Davasını Sonlandıran Diğer Durumlar

Alacaklı tarafından davadan feragat edilmesi halinde dava sona erer ve itirazın iptali tekrar dava konusu olamaz.

Borçlu yani davalı tarafından davanın kabul edilmesi halinde de dava sona erer.

Taraflar yargılama sırasında sulh olabilirler bu durumda da dava sona erer.

Borçlu tarafından borcun ödenmesi veya borca yapılan itirazın geri çekilmesi sonucunda da dava sona erer ancak şartları mevcut ise icra inkar tazminatına hükmedilmesi gerekmektedir.

İtirazın İptali Davası ile İlgili Yargıtay Kararları

“Dava, İİK.’nun 67/2.maddesine dayalı itirazın iptali davasıdır. Davanın temelini oluşturan icra takibi 5 adet faturaya dayanmaktadır. Davalı itiraz dilekçesinde ödeme savunmasında bulunmuş, ancak duruşmaya gelmediğinden davayı inkar etmiş sayıldığı gözetilerek isticvap edilip ödeme savunmasına ilişkin delillerini sunma olanağının kendisine tanınması gerekirken, bu yönlerin gözetilmemesi nedeniyle önceki hüküm Dairemizce bozulmuş, yerel mahkemenin direnme kararı da Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nca bozulduğundan mahkemece bozma kararına uyularak yapılan yargılama sonucunda yazılı şekilde hüküm oluşturulmuştur.

Ne var ki, bozma kararına uyulduğu halde bozma gerekleri tam olarak yerine getirilmemiştir. Zira davanın konusunu takibe dayanak yapılan 5 adet fatura alacağı oluşturmaktadır. Davalının ödeme savunmasının ve bu savunmanın kanıtı olarak sunduğu belgelerin bu çerçevede değerlendirilip varılacak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi gerekirken mahkemece dava konusu olmayan cari hesap ilişkisinin tümü yönünden araştırma ve inceleme yapılarak alınan bilirkişi raporu doğrultusunda yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.” Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2010/19-262 E., 2010/304 K.

“Dava, ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile yapılan ilamsız takibe itirazın iptali davasıdır. Takip dayanağı ipotek davalı …’e ait taşınmaz üzerinde 23/10/2008 tarihinde 2 yıl süreli olarak 140.000,00TL üst limitli davalı … Ltd. Şti. tarafından davacı … A.Ş.den “alınmış ve alınacak malzeme bedeline” istinaden tesis edilmiştir. Görüldüğü gibi bu ipotekte ipotekli taşınmazın yükü; 1-140.000,00TL üst limit, 2-Borcun malzeme alımından kaynaklanması 3-2 yıllık süre olmak üzere üç husustan sınırlandırılmıştır. Davacı tarafından Türk Medeni Kanunu’nun 887. maddesi uyarınca 2 yıllık süre dolmadan önce 20/05/2010 tarihinde davalılara ihtarname çekilmiş olup, böylece 2 yıl içinde talepte bulunulmuş olmaktadır. Ne var ki, bu ipotek davalı … Ltd. Şti.’nin davacıya olan bütün borçlarını değil, sadece malzeme alımından kaynaklanan borçlarını garanti altına almaktadır. Mahkemece alınan rapora göre cari hesap ve karşılıksız çekler üzerinden alacak belirlenmiş ve bu alacaklar ipotekle teminat altına alındığı kabul edilmiş ise de bu kabul doğru olmamıştır. Davacının cari hesap alacağını kendi defterleri ile ispatı mümkün değildir.”

TESPİT DAVASI NEDİR?

Tespit davası, bir hukuki ilişkinin ya da hakkın varlığının ya da yokluğunun mahkeme kararıyla saptanmasıdır. Bu dava sadece hukuki ilişkinin varlığının tespitinde açılabilir. Tespit davasındaki hukuki yarar, açılmış ya da açılacak bir davanın konusunu içermektedir. Dava sonucunda verilen karar, kesin tespit niteliğindedir. Bu sebeple verilen karar, delil olarak kullanılabilir. Tespit davasının 2 türü vardır. Bunlar menfi tespit davası ve müspet tespit davasıdır. Bu yazımızda menfi tespit davası ile alakalı sorulan sorulara yanıt vermeye çalıştık. Konu ile alakalı sorularınızı formun en altından bize iletebilirsiniz.

Menfi Tespit Davası Nedir?

Menfi tespit davası, icra takibi borçlusunun borcunu ödemeden önce herhangi bir borcu olmadığını tespit ettirmek için açtığı davadır. Bu dava ile talip borçlusu borçlu olmadığını ispat edip hakkındaki icra takibini iptal ettirmeyi hedeflemektedir. İİK’ ya göre borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu olmadığına ilişkin bu davayı açabilir.

Menfi Tespit Davası Özellikleri

İcra takibinden önce alacaklı elinde borçlu aleyhine ciddi bir belge varsa menfi tespit davası açılabilmektedir. Doktrinde takip açıldıktan sonra borçlunun yapacağı itirazı kaldıracak güçte bir belge varsa borçlunun menfi tespit davası açmakta hukuki menfaati bulunduğu kabul edilmektedir. Borçlu, borç ilişkisindeki sakatlıklar ile alakalı menfi tespit davası açılabilir.

Takipten önce açılan menfi tespit davası icra takibinin açılmasını engellememektedir. Kısacası açılmış olan bu dava icrayı durdurmaz. Yüzde on beş tutarında teminat karşılığında icra takibinin durdurulması hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir.

İcra takibinden sonra açılan menfi tespit davası icra takibini durduramamaktadır. Ancak borçlu tarafından alacaklıya ödenecek paranın gecikmeden kaynaklı zararını karşılamak üzere yatırılacak olan en az yüzde on beş tutarındaki teminat bedeli yatırılarak ihtiyati tedbir yoluyla icra veznesindeki paranın alacaklıya verilmemesi istenebilir. Ödeme emrine itiraz hakkında detaylı bilgiye ödeme emrine itiraz makalesinden ulaşabilirsiniz.

Menfi Tespit Davası Zamanaşımı Süresi

Menfi tespit davası için kanun koyucu herhangi bir zamanaşımı süresi düzenlememiştir. Fakat borçlunun borçlu olmadığı hukuki nedene göre zamanaşımı süresi söz konusu olmaktadır. Bu da somut olay nezdinde değerlendirilmelidir. İrade bozukluklarında yapılan sözleşmeler, bu durumların ortadan kalktığı zamandan itibaren 1 yıl içinde dava açılmalıdır. Abonelik sözleşmelerine ilişkin uyuşmazlıklarda ise bu süre 10 yıldır.

Menfi Tespit Davasının Sonucu

Menfi tespit davasının alacaklı lehine sonuçlanması halinde ihtiyati tedbir kararı kalkar. Buna dair hükmün kesinleşmesi halinde alacaklı ihtiyati tedbir dolayısıyla alacağını geç almış bulunmaktan doğan zararlarını borçlu tarafından gösterilen teminattan alır. Alacaklının uğradığı zarar aynı davada takdir olunarak karara bağlanır. Söz konusu zarar herhalde yüzde yirmiden aşağı tayin edilemez.

Davanın borçlu lehine sonuçlanması halinde ise derhal takip durur. Kararın kesinleşmesi üzerine münderecatına göre ve ayrıca hükme hacet kalmadan icra kısmen veya tamamen eski hale iade edilir. Borçluyu menfi tespit davası açmak zorunda bırakan takibin haksız ve kötü niyetli olduğu anlaşılması halinde talebi üzerine, borçlunun dava sebebi ile uğradığı zarar da alacaklıdan tahsiline karar verilir. Hesaplanan zarar, haksızlığı anlaşılan takip konusu alacağın yüzde yirmisinden aşağı olamaz. Borçlu, dava kapsamında tedbir kararı almamış ve borç da ödenmiş olursa, davaya istirdat davası olarak devam edilir.

İcra Takibinden Sonra Açılan Menfi Tespit Davası

İcra takibinden sonra açılan menfi tespit davasında, hukuki yarar olmalıdır. Bu kapsamda ödeme süresinde zamanaşımını ileri sürmeyen borçlu, zamanaşımına dayalı tespit davası açamayacaktır. Ayrıca takipten sonra açılan menfi tespit davası, takibi kendiliğinden durdurmaz. Ancak bunun bir istisnası vardır. Borçlu, gecikmeden doğan zararları karşılamak ve alacağın % 15’inden aşağı olmamak üzere göstereceği teminat göstermelidir. Mahkemeden ihtiyati tedbir yoluyla icra veznesindeki paranın alacaklıya verilmemesini isteyebilir.

Dava, alacaklı lehine sonuçlanırsa ihtiyati tedbir kararı kalkar. Buna ilişkin hükmün kesinleşmesi halinde alacaklı, ihtiyati tedbir dolayısıyla alacağını geç almış olacaktır. Bundan doğan zararlarını, gösterilen teminattan alır. Alacaklının uğradığı zarar aynı davada takdir olunarak karara bağlanır. Bu zarar % 20’tan aşağı olamaz.

Dava, borçlu lehine hükme bağlanırsa  takip derhal durur. İlamın kesinleşmesi üzerine icra kısmen ya da tamamen eski hale iade edilir. Borçluyu menfi tespit davası açmaya zorlayan takip, haksız ve kötü niyetliyse; talep üzerine, borçlunun dava sebebi ile uğradığı zararın da alacaklıdan tahsiline karar verilir. Takdir edilecek zarar, haksızlığı anlaşılan takip konusu alacağın %20’tan aşağı olamaz. Talep dilekçede belirtilmelidir.

Menfi Tespit Davası Görevli Mahkeme

Açılacak olan davanın içeriğine göre görevli mahkeme belirlenecektir. Örneğin kambiyo senetlerine dayalı bir alacak ise görevli mahkeme davalı bedeline göre görevli mahkeme sulh hukuk mahkemesi veya asliye hukuk mahkemesi olacaktır. Menfi tespit ve istirdat davaları, takibi yapan icra dairesinin bulunduğu yer mahkemesinde açılabilir. Ayrıca davalının yerleşim yeri mahkemesinde de açılabilir.

Menfi Tespit Davasında Süre

Takibe itiraz etmemiş veya itirazının kaldırılmış olması yüzünden borçlu olmadığı bir parayı tamamen ödemek mecburiyetinde kalan şahıs, ödediği tarihten itibaren bir sene içinde mahkemeye başvurarak paranın geriye alınmasını isteyebilir.

Davada ödenecek olan harç, dava bedeli üzerinden hesaplanır yani nispi harçtır. Aynı şekilde vekalet ücreti de dava sonunda yasal oranlara göre dava bedeli üzerinden hesaplanacaktır.

Söz konusu dava sonucunda borç ilişkisinin hukuki dayanağı olup olmadığı tespit edilecek. Tahsil için gerekli işlemler yapılacaktır. Hak kaybına uğramamak için iki tarafın da alanında uzman avukat tarafından temsil edilmesi gerekmektedir.

Menfi Tespit Davası ile İlgili Yargıtay Kararları

“Davalı/alacaklının, davacı/borçlunun da içinde bulunduğu üç kişi hakkında 08.05.2006 başlangıç tarihli kira sözleşmesine dayanarak. Sincan 5. İcra Müdürlüğü’nün 2008/1975 sayılı takip dosyası ile icra takibi başlattığı. ödeme emrinin davacı/borçluya tebliğ edilmediği gibi davacı/borçlu hakkında başka da işlem yapılmadığı, ancak davacı/borçlu hakkındaki takibin dava tarihinde dahi cari ve ayakta olduğu hususlarında yerel mahkeme ile Özel Daire arasında herhangi bir uyuşmazlık bulunmamaktadır.  Oysa bir davanın korunmaya değer, güncel hukuksal yarar bulunmaması nedeniyle reddedilebilmesi için, borçluyu tehdit edebilecek tehlike ve savsaklamalara karşı onu koruma gereksinmesinin olmaması gerekir.

Borçlunun, hakkında henüz icra takibi başlamadan önce de yapılabilecek, olası bir takibi düşünerek, kendisini bir borçla tehdit eden kimseye karşı “böyle bir borcu bulunmadığının saptanması” için dahi dava açabileceği kabul edilmişken, hakkında yürümekte olan bir icra takibi olan borçlunun bu davayı açmasında hukuki yararının bulunduğunda hiç kuşku olmadığı gibi, böyle bir davayı açmasına da hiçbir hukuki engel bulunmamaktadır.

Kaldı ki, takipten feragat etme imkanı olan davalı/alacaklı, takipten feragat etmemiş ve davacı/borçlu hakkındaki takip dava tarihinde dahi canlı tutulmuştur. Şu hale göre, davacı, davalının alacağını isteme ve dava açma tehdidi altında bulunması nedeniyle davacının dava açmakta hukuki yararı vardır.

Tüm bu açıklamalar ve özellikle 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 72.maddesinde icra takibinden önce de menfi tespit davası açılmasına cevaz verilmesi karşısında. Yerel mahkemenin, davacı borçlunun menfi tespit davası açmakta güncel bir hukuki yararının bulunmadığı yolundaki gerekçesi ve vardığı sonuç isabetsizdir. Hal böyle olunca; borçlunun ödemek zorunda olmadığı bir borç ile tehdit edilmesi durumunda hukuksal yararın varlığının kabulü gerekeceğinden. Davacı/borçlunun eldeki davayı açmasında hukuka uymayan bir yan ve herhangi bir usulsüzlük bulunmamaktadır. Yerel mahkemece, işin esasına girilip, taraf delilleri toplanmak suretiyle sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken. Davacı/borçlunun dava açmakta hukuki yararı bulunmadığından bahisle “ret” kararı verilmesi doğru değildir. ” (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2011/13-576 E., 2011/747 K.)

TASARRUFUN İPTALİ DAVASI

Tasarrufun iptali davası, borçlunun alacaklıdan mal kaçırmak amacıyla üçüncü kişilerle birlikte yapmış olduğu hukuki işlemlerin iptali için açılan davadır. Tasarrufun iptali davası, İcra İflas Kanunu 277. madde ve devamındaki maddelerde düzenlenmiştir.

Tasarrufun İptali Davası Tarafları

Tasarrufun iptali davası alacağını icra takibi ile tahsil edemeyen ve borçlu hakkında aciz vesikası alan alacaklı tarafından açılır. Yani davacı taraf alacaklıdır. Davalı taraf ise alacaklıdan mal kaçırma saiki ile hareket eden borçlu ve mallarını devrettiği üçüncü kişidir.

Tasarrufun İptali Davasının Şartları

  • Alacaklı ve borçlu arasında gerçek bir borç ilişkisi olmalıdır. Gerçek borç ilişkisinin şart olmasının sebebi iyi niyetli olarak malı devralan üçüncü kişiyi hukuki olarak koruma altına almaktır.
  • Borç hakkında icra takibi başlatılmış ve kesinleşmiş olması gerekmektedir. Ödeme emrine itiraz edilmişse itirazın iptali davası açılmadan bu yola başvurulamaz.
  • Borçlu hakkında aciz vesikası bulunması da dava şartlarındandır. Aciz vesikası davanın her aşamasında alacaklı tarafından mahkemeye sunulabilir. Eğer hacize çıkılmış fakat hacze kabil mal olmadığına ilişkin tutanak tutulmuşsa bu da aciz vesikası yerine geçmektedir. Dava başında geçici aciz vesikası sunulması durumunda daha sonraki aşamalarda kesin aciz vesikası sunulması zorunludur.
  •  Tasarrufun iptali davasına konu olacak hukuki işlemin söz konusu borcun doğduğu tarihten sonra yapılması gerekmektedir.

Tasarrufun İptali Davasında Görevli ve Yetkili Mahkeme

Söz konusu davalarda görevli mahkeme asliye hukuk mahkemeleridir.

Bu davalarla ilgili herhangi bir özel yetki kuralı getirilmemiştir. Dolayısıyla genel yetki kuralları uygulanacaktır. Borçlu veye üçüncü kişinin kişinin yerleşim yeri mahkemesinde dava açılabilmektedir.

Tasarrufun İptali Davasında Süre

Tasarrufun iptali davası, dava konusu işlemin yapıldığı tarihten itibaren 5 yıllık hak düşürücü süreye tabidir.

Tasarrufun İptali Davası ile İlgili Yargıtay Kararları

“Aciz belgesinin dava açılmadan dava açıldıktan sonra veya temyiz aşamasından ve hatta hükmün Yargıtay’ca onanmasından veya bozulmasından sonra bile sunulma olanağı vardır. Somut olayda davacı Halk Bankası 04.12.2007 tarihli kredi sözleşmesine dayanarak Gaziantep 9. icra müdürlüğünün 2010/15056 sayılı takip dosyası ile icra takibi başlatmıştır. Böylece davanın dayanağı olan kredi sözleşmesinin 04/12/2007 tarihli olduğu nazara alındığında davacının 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun geçici 13. maddesine göre 26/12/2003 tarihinden önce doğmuş bir kredi alacağı olmadığından aciz belgesi sunma zorunluluğu bulunmaktadır. Dosyaya kesin veya geçici aciz belgesi sunulmamıştır. Bu durumda mahkemece dava şartı olan kesin veya geçici aciz belgesi sunulmaması nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ve araştırma sonucu davanın kabulüne karar verilmesi doğru bulunmamıştır.” Yargıtay 17. Hukuk Dairesi 2012/2516 E.  ,  2013/224 K..

“Muvazaaya dayalı davalarda davacının icra takibine geçmesi ve aciz belgesi almasına gerek yoktur. Çünkü yukarıda açıklandığı gibi İİK 277 ve izleyen maddelerinde iptal davasına konu tasarruflar özünde geçerli olmasına rağmen kanunun icra hukuku yönünden iptaline imkan verdiği tasarruflardır. Muvazaaya dayalı iptal davasında ise davacı muvazaalı işlemle kendisinin zararlandırıldığını ileri sürmektedir. İİK 277 ve izleyen maddelerinde düzenlenen iptal davası açma hakkı davacının genel hükümlere, muvazaaya dayanarak dava açmasına engel değildir.

Davacının iddiasını kanıtlaması halinde iddianın, alacağın tahsiline yönelik bulunduğu da gözetilerek İİK 283/1.maddesi kıyasen uygulanarak iptal ve tescile gerek olmaksızın davacıya haciz ve satış isteyebilmesi yönünden hüküm kurulması gerekecektir. Somut olayda mahkemece dava İİK’nun 277 ve devamı maddeleri gereğince açılmış tasarrufun iptali davası olarak nitelendirilmiş ise de mahkemenin bu nitelendirmesine katılma olanağı bulunmadığından taraf delilleri toplanarak delillerin TBK’nun 19 maddesi gereğince değerlendirilmesi ve sonucuna göre karar verilmesi gerekirken hukuki nitelendirmede yapılan hata sonucu davanın reddi isabetli görülmemiştir.” Yargıtay 17. Hukuk Dairesi 2014/17449 E.,  2016/9073 K.

ÖDEME EMRİNE İTİRAZ

Ödeme emrine itiraz, borçlunun borcunu ödemesi için alacaklının talebi üzerine icra müdürlüğü tarafından gönderilen ödeme emrine ilişkin itirazdır. Ödeme emri, ilam yani mahkeme kararı üzerine gönderilebilir. Bu durumda itiraz mümkün değildir. Kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile takip veya ilamsız takiplere itiraz edilebilir.

Ödeme Emrine İtiraz Nereye ve Nasıl Yapılır?

Öncelikle şunu belirtelim ki ödeme emrinde borcun yazılması borcun kesinleştiği anlamına gelmemektedir. Ödeme emri tebliğ edilen kişi böyle bir borç olmadığını iddia ediyorsa ödeme emrine itiraz etmesi gerekmektedir. İtiraz, dosyanın bulunduğu yerdeki icra dairesine yapılmalıdır. İtiraz dilekçesinde itiraz gerekçesi açık ve net bir şekilde belirtilmelidir. İtiraz genellikle imzaya, icra dairesinin yetkisine veya borca edilebilir. Dosyanın bulunduğu icra dairesinin müdürü tarafından itirazın zamanında yapılıp yapılmadığına karar verilir. Söz konusu icra dairesi yerine masrafların karşılanması şartıyla muhabere yoluyla da itiraz edilebilir.

Ödeme Emri İle İlgili Nelere İtiraz Edilebilir?

Ödeme emrine edilecek itirazları genel başlıklar altında şu şekilde sıralayabiliriz:

  • Borca itiraz
  • Yetki itirazı
  • İmza itirazı
  • Zaman aşımı itirazı

Ödeme Emrine İtiraz Süresi

İtiraz kesinlikle kanunla belirlenmiş süreler içerisinde yapılmalıdır. İlamsız takiplere ilişkin itirazlar ödeme emrinin tebliğinden itibaren 7 (yedi) gün içerisinde yapılmalıdır. Kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile takip halinde ise ödeme emrinin tebliğinden itibaren 5 (beş) gün içerisinde itiraz edilmelidir.  Ödeme emriyle birlikte daha uzun bir itiraz süresi bildirilmişse o süre içerisinde itiraz edilebilir. Ödeme emrine saymış olduğumuz süreler içerisinde itiraz edilmemesi halinde takip kesinleşir ve borç kabul edilmiş sayılır. Mücbir sebeple itiraz edilememesi sebebiyle takibin kesinleşmesi halinde mücbir sebep veya etkisi ortadan kalktıktan sonra 3 (üç) gün içerisinde itiraz edilebilir.

Ödeme Emrine İtiraz Sonucunda Ne Olur?

Ödeme emrine yapılan itiraz ile takip kendiliğinden durur. İtiraz edilmesi halinde alacaklı, ya itirazın kaldırılması yada itirazın iptali davası açma yoluna gidebilir. Borçlu, haksız yere itiraz etmesi halinde %20 oranında icra inkar tazminatı ödemeye mahkum edilecektir. Ayrıca açıla dava sebebiyle ortaya çıkan yargılama giderleri ve vekalet ücreti de borçluya yükletilecektir.

Ödeme emrine bir dilekçe ile itiraz edilebilirse de icra hukuku alanında uzman bir avukat tarafından yapılması faydanıza olacaktır. Aksi halde icra inkar tazminatı, yargılama giderleri ödenmesi ve itiraz süresinin geçirilmesi gibi hak mağduriyetleri yaşanabilmektedir.

Ödeme Emri Hakkında Yargıtay Kararları

“Alacaklı banka  vekilinin icra takibine dayanak yaptığı kredi kartına ilişkin hesap kat ihtarı ve hesap özetinin, ödeme emri ile  birlikte borçluya gönderilmediği anlaşılmıştır. İİK’nun 58/3. maddesi gereğince; alacak, bir belgeye  dayanmakta ise, belgenin aslının veya alacaklı yahut mümessili tarafından tasdik edilmiş borçlu  sayısından bir fazla  örneğinin takip talebi anında icra dairesine verilmesi ve ayrıca Hukuk Genel Kurulu’nun 2.2.2000 tarih ve 2000/12-50 Esas, 2000/47 sayılı kararında da açıklandığı üzere İİK.nun 61/l. maddesi (2). cümlesi gereğince de  takip bir belgeye dayanıyor ise, belgenin onaylı bir örneğinin ödeme emri ile birlikte  borçluya  gönderilmesi zorunludur.

Borçlunun  takibin şekline göre yasal sürede  icra dairesine itiraz etmiş olması, şikayet  yoluyla  icra mahkemesinden ödeme  emrinin iptalini istemesine engel teşkil etmez. Zira, hakkında  yeniden ödeme emri tebliği gerekeceğinden, borçlunun ödeme emrinin iptalini talep  etmekte  hukuki yararı bulunmaktadır. O halde mahkemece, şikayetin kabulü ile ödeme emrinin iptaline karar verilmesi  gerekirken,  yazılı gerekçe ile istemin reddi yönünde  hüküm tesisi isabetsizdir. ” (Yargıtay 12. Hukuk Dairesi Esas No : 2011/1057 Karar No : 2011/16502 Tarih : 22.09.2011)

İlgili Makaleler

Popüler Konular