UZMAN ÇAVUŞ SÖZLEŞME FESHİ HALİNDE TAZMİNAT ALABİLİR Mİ?

Uzman Erbaş Sözleşme feshi

 

Uzman çavuş sözleşme feshi, uzman çavuşların kendi isteği ile veya idare tarafından sözleşmenin sona erdirilmesi şekillerinde karşımıza çıkmaktadır. Bu yazımızda uzman çavuş sözleşme feshi hakkında sıkça sorduğunuz soruları cevaplandırmaya çalıştık. Sizin de makalemizde cevabını bulamadığınız sorularınız varsa sayfanın en altından bizlere iletebilirsiniz.

Uzman Çavuş Sözleşme Feshi Halleri Nelerdir?

Uzman çavuşların sözleşmeleri aşağıdaki hallerde feshedilebilir;

  • Sözleşmenin ilk 5 aylık dönemi içerisinde göreve intibak edilmemesi,
  • Uzman çavuştan görevde faydalanılamayacağının anlaşılması,
  • Almış oldukları sicile göre kademe ilerlemesi yapılamaması,
  • Verilen ceza tecil olsa ya da hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmiş olsa dahi; Devletin şahsiyetine karşı işlenen suçlar ile basit ve nitelikli zimmet, irtikâp, iftira, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, inancı kötüye kullanma, yalan yere tanıklık, yalan yere yemin, cürüm tasni, ırza geçmek, sarkıntılık, kız, kadın veya erkek kaçırmak, fuhşiyata tahrik, gayri tabiî mukarenet, dolanlı iflâs gibi yüz kızartıcı veya şeref ve haysiyeti kırıcı suçlar ile istimal ve istihlâk kaçakçılığı hariç kaçakçılık, resmî ihale ve alım ve satımlara fesat karıştırma, Devlet sırlarını açığa vurma, firar, amir veya üste fiilen taarruz, emre itaatsizlikte ısrar, üste hakaret, mukavemet, fesat, isyan suçlarından dolayı mahkûm olunması,
  • 1632 sayılı Askerî Ceza Kanununun 148 inci maddesinde belirtilen suçlardan mahkûm olunması,
  • Sağlık sorunları nedeniyle kendisinden faydalanılmayacak olunduğunun tespit edilmesi,
  • Taksirli suçlar hariç olmak üzere diğer suçlardan mahkemeler tarafından otuz günden daha fazla süreli hürriyeti kısıtlayıcı bir ceza ile mahkûm olunması,
  • Taksirli suç işlemesi nedeniyle altı ay veya daha fazla süre ile hürriyeti kısıtlayıcı bir cezaya mahkûm olunması,
  • En az iki disiplin amiri tarafından disiplin cezası aldığı tarihten geriye doğru son bir yıl içerisinde toplam otuz günden fazla süreyle hürriyetin kısıtlanması,
  • Yabancı uyruklu kişilerle evlenenlerden; bu evlilikleri, yönetmelikte belirtilen esaslar dahilinde Genelkurmay Başkanlığı tarafından uygun görülmemesi,
  • Uzman çavuşun çeşitli nedenlerle Türk vatandaşlığını kaybetmesi veya Türk vatandaşlığından çıkartılması.

Uzman Çavuş Sözleşme Feshi Tazminatı Şartları Nelerdir?

Bir uzman erbaşın, fesih nedeniyle tazminat hakkı kazanabilmesi için kendi kusuru olmaksızın sözleşmesinin feshedilmesi gerekir. Kusuru olan uzman çavuşa sözleşme fesih sonrası tazminat ödenmeyecektir. Sözleşme süresi dolan ve yenileme yapmayan uzman çavuş da tazminata hak kazanacaktır. Sözleşmesinin haksız olarak feshedildiğini düşünen uzman erbaşlar iptal davası açarak göreve geri dönebilecekleri gibi tazminat da alabilirler.

Uzman Erbaş Sözleşme Feshi Tazminat Hesaplama Nasıl Yapılır?

Uzman erbaşların kusuru olmadığı halde görev süresinin uzatılmaması nedeniyle veya sözleşme süresini tamamladığı için ayrılanlardan; hizmet süresi beş yıldan az olanlara, almakta oldukları son net maaşları tutarının iki katının toplam hizmet yılı ile çarpımı sonucu bulunacak tutarda ikramiye verilir. Görev süresi beş yıldan fazla olanlarda ise belirtilen hesaplamaya göre son maaşlarının beş yıldan fazla olan hizmet yılı toplamı ile çarpımı sonucu bulunacak miktarın ilave edilmesi ile tespit edilecek miktarda ikramiye verilir. Fakat uzman çavuşlara ödenecek ikramiyenin üst sınırı, son net maaşlarının yirmi katından fazla olamaz.

3 Yıllık Uzman Çavuş Ne Kadar Tazminat Alır?

Uzman erbaşların aldıkları maaşlar görev yerlerine ve rütbelerine göre değişmektedir. 2023 uzman erbaş maaş miktarını baz alırsak; 3 yıldır doğuda görev yapan bir uzman çavuş net maaş tutarını iki ile çarpar ve sonrasında hizmet süresi olan üç ile çarparsak 240000 TL civarında tazminata hak kazanacaktır. Normal bir uzman çavuş ise 139800 TL civarında ikramiyeye hak kazanmış olacaktır.

Uzman Çavuş Sözleşme Yenileme İçin Sağlık Raporu Gerekli Midir?

Sözleşme yenilemek için uzman erbaşların istihdam edildikleri veya edilecekleri kadronun görev özelliklerine göre yönetmelikte belirtilen sağlık niteliklerine sahip olması şarttır. Sözleşme yenilemek isteyen erbaşın sağlık raporu için tam teşekküllü askerî hastaneye müracaat edip gereken şartlar dahilinde muayeneden geçerek sağlık raporu alması gerekmektedir.

Uzman Çavuş Sözleşme Feshi Danıştay Kararları

Danıştay 12. Daire Başkanlığı 2020/4583 E., 2021/968 K. 24/02/2021 T.

Davacı hakkında; … Asliye Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile “Konut dokunulmazlığının ihlali ” suçundan 1 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmesi ve anılan kararın temyiz edilmeksizin kesinleşmesi üzerine dava konusu işlem tesis edilmiş ise de, anılan mahkumiyet kararının, davacıya usulsüz tebligat yapılarak hukuka aykırı olarak kesinleştirildiğinin, Sarıoğlan Asliye Ceza Mahkemesi’nin 21/07/2016 tarihli ek kararı ile tespit edilerek, ilamın infazının durdurulmasına, kararın tebliğ usulsüzlüğü sebebiyle, kesinleşmemiş olması ve temyiz talebinin kabul edilmesi sebebiyle, dosyanın incelenmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine kesin olarak karar verildiği dikkate alındığında, davacı hakkında verilen ancak henüz kesinleşmeyen ceza mahkemesi kararına istinaden sözleşmesinin feshedilmesine ilişkin işlemde hukuka uyarlık görülmemiştir.

Danıştay 12. Daire Başkanlığı 2019/5662 E., 2022/1346 K. 22/03/2022

Uyuşmazlık konusu olayda, … Komando Tugayı … Komando Tabur Komutanlığı’da uzman çavuş olarak görev yapan davacının, hakkında “kısa süreli kaçmak fiili” nedeniyle Bölük Komutanlığınca verilen 02/03/2016 tarihli işlemi ile aylıktan kesme cezasının bulunduğu, 14/02/2018 tarihinde tutulan tutanakla aynı fiili mükerrer olarak işlediği iddiasıyla askerlik mesleğinin değerlerini sergilemekte istenen düzeye ulaşamaması nedeniyle kendisinden istifade edilemeyeceği değerlendirilerek sözleşmesinin feshi işlemi tesis edilmişse de, davacının işlediği iddia edilen fiilinin disiplin soruşturmasına konu edilmediği ve anılan fiili nedeniyle herhangi bir disiplin cezası tesis edilmediği, davacının tutulan tutanak tarihi ile aynı tarihli (14/02/2018 – 23/02/2018 tarihleri arasını kapsayan) Adana Valiliği, Yüreğir İlçesi, Cumhuriyet Toplum Sağlığı Merkezi Yamaçlı Aile Sağlığı Merkezince düzenlenmiş olan iş göremezlik belgesi bulunduğu görülmektedir.
Ayrıca davacının son bir yıl içinde toplamda otuz gün ve daha fazla oda hapsi veya hizmet yerini terk etmeme cezası ile cezalandırılmadığı; en son aldığı disiplin cezasından geriye doğru son bir yıl içinde en az iki disiplin amirinden toplam sekiz defa veya daha fazla disiplin cezası da almadığı; hakkında Yönetmeliğin 13. maddesinde belirtilen suçlardan bir mahkumiyet hükmünün bulunmadığı; “atış, spor, eğitim, operasyon ve istihdam edildiği kadro görev yerlerinde ve davranışlarında askerlik mesleği değerlerini sergilemede, ikazlara rağmen istenen düzeye ulaşamaması, aşırı derecede borçlanması ve mazeretsiz olarak bir sözleşme yılı içerisinde yedi gün ve daha uzun süre ile göreve gelmemesi” halleri de söz konusu olmadığından; davacının, “kendisinden istifade edilemeyecek” personel olarak değerlendirilmesine hukuken olanak bulunmadığı ve dolayısıyla Uzman Erbaş Yönetmeliğinin 13. maddesi kapsamında sözleşmesinin feshini gerektirecek koşulların somut olayda gerçekleşmediği anlaşılmaktadır.

Danıştay 12. Daire Başkanlığı 2021/3055 E.,  2021/7199 K. 29/12/2021

Uzman Erbaş Kanunu’nun 10. maddesinde, uzman erbaşların hava değişimi ve istirahat süresinin toplamının, tedavi süresi hariç olmak üzere son bir yılda üç ayı geçemeyeceğinin düzenlendiği, Kanun hükmünden de açıkça anlaşılacağı üzere tedavi amacıyla verilecek olan hava değişimi ve istirahat sürelerinin üç aylık süreninin hesabında sayılmayacağı, aksi yöndeki bir kabulün, meslekleri gereği her an yaralanma, hastalanma riski altında görev yapan uzman erbaşları, tedavi amacıyla verilen raporlar neticesinde sözleşmelerinin feshedilmesi durumuyla karşı karşıya bırakacağı açıktır.
Olayda, 21/03/2019 tarihinde davacının hastaneye yatışının yapıldığı ve 23/03/2019 tarihinden başlamak üzere almış olduğu 44 ve 35 günlük raporların, ameliyat sonrası tedavi amacıyla verildiği açık olup; dizinden ameliyat olan bir askerin, ameliyatın ertesi günü birliğine katılıp görev yapmasının beklenmesinin, hayatın olağan akışına aykırı olacağı tartışmasızdır.
Bu durumda, davacının 23/03/2019 tarihinden başlamak üzere almış olduğu 44 ve 35 günlük raporların, ameliyat sonrası tedavi sürecinden sayılması gerektiği ve 3269 sayılı Kanun’un 10. maddesinde belirtilen üç aylık süreye dahil edilemeyeceği sonucuna ulaşıldığından, aksi yönde tesis edilen dava konusu işlemde hukuka uyarlık görülmemiştir.

Uzman çavuş sözleşme feshi ile ilgili aklınıza gelen her türlü soruyu aşağıdaki formu doldurarak büromuza iletebilirsiniz.

İNANÇ SÖZLEŞMESİ NEDİR?

inanç sözleşmesi yargıtay kararları

 

İnanç sözleşmesi yasalarımızda açık bir şekilde düzenlenmemiştir. Ancak uygulamada ve öğretide “sözleşme özgürlüğü” ilkesi kapsamında inanç sözleşmelerinin düzenlenebileceği kabul edilmiştir. Bu makalemizde inanç sözleşmesi hakkında müvekkillerimiz tarafından sıkça sorulan soruları cevaplandırmaya çalıştık. Sizde sormak istediğiniz soruları sayfanın en altından büromuza iletebilirsiniz.

İnanç Sözleşmesi Ne Demek?

İnanç sözleşmeleri; bir kişinin teminat oluşturmak veya başka bir amaçla mal veya hakkını başka bir kişiye devretmesi ve amaç gerçekleştiğinde iade almasını amaçlayan sözleşmelerdir. İnanç sözleşmesi ile teminat, muvazaalı işlem yapılmadan sağlanmış olur.

İnanç Sözleşmesi Şekil Şartına Tabi Midir?

İnanç sözleşmesi kural olarak herhangi bir şekil şartına tabi değildir. Ancak, taşınmaz devri gibi yazılı şekil şartına tabi bir işlem hakkında inanç sözleşmesi yapılması halinde yazılı şekil şartına tabi olacaktır. Yargıtay kararlarında da inanç sözleşmelerinin yazılı şekil şartına tabi olduğu belirtilmiştir. Yazılı delil başlangıcı niteliğinde belge bulunması halinde inanç sözleşmesinin tanık ve başkaca delillerle de ispat edilebileceği Yargıtay kararlarında ifade edilmektedir. Yazılı delil başlangıcı niteliğindeki belgeler iddia edilen vakıayı tam olarak ispatlayamamakla birlikte, iddiaların  doğru olabileceğine ilişkin kanaat veren evraklardır. Bu nitelikte evrakların da bulunmaması halinde yemin, ikrar vb. kesin deliller dışında inanç sözleşmesinin ispatı mümkün olamamaktadır.

İnançlı İşlem Zamanaşımı Süresi Ne Kadar?

İnançlı işlemlere dayalı talepler genel zamanaşımı süresi olan 10 yıllık zamanaşımı süresine tabidir. Zamanaşımı süresi iade borcunun muaccel olduğu yani inanç sözleşmesine konu malın iadesinin gerektiği tarihte işlemeye başlar.

Kardeşler Arasında İnançlı İşlem Tanıkla İspatlanabilir Mi?

Kardeşler arasında inanç sözleşmesi yapılmasının önünde herhangi bir hukuki engel yoktur. Ancak ilişkinin ispatı açısından Yargıtay içtihatlarında yerleşmiş olan yazılı delil başlangıcı şartı kardeşler gibi yakın dereceli akrabalıklarda da aranmaktadır. Kardeşler ve yakın akrabalar arasındaki işlemler senetle ispat zorunluluğunun istisnasını oluşturmaktadır. Bu gerekçeyle birçok Yargıtay kararına karşı oy yazılarak kardeşler arasındaki inançlı işlemlerin tanıkla ispatlanabileceği belirtilmişse de çoğunluk üyeler tarafından bu görüş benimsenmemektedir.  Bu nedenle kardeşler ve yakın akrabalara arasında yapılan inanç sözleşmelerinden doğacak uyuşmazlıklar için de ancak yazılı delil başlangıcı niteliğinde bir belge bulunması halinde tanık ile ispat mümkündür.

İnanç Sözleşmesine Dayalı Tapu İptal Tescil Davasında Yetkili Mahkeme Hangisidir?

İnanç sözleşmelerine dayalı tapu iptal davası taşınmazın bulunduğu yerdeki Asliye Hukuk Mahkemesi’nde açılmalıdır.

İnançlı İşlem Ve Muvazaa Davaları Arasında Fark Var Mıdır?

İnanç sözleşmeleri kanunda açıkça düzenlenmediğinden tapuda inanç sözleşmesine dayalı olarak devir işlemi yapılamamaktadır. Bu nedenle inanç sözleşmeleri tapuda satış olarak gösterilmekte ve yapılan işlem muvazaa oluşturmaktadır. Açılan tapu iptal davasında inanç sözleşmesinin varlığının ispatlanması halinde görünürdeki satış işlemi muvazaalı olacağından, mirastan mal kaçırma davalarına benzer şekilde iptal gerekçesi muvazaaya dayanmaktadır.

İnanç Sözleşmesi Yargıtay Kararları

14. Hukuk Dairesi 2011/2131 E. 2011/4330 K. 04.04.2011 T.

“Yazılı bir inanç sözleşmesi bulunmadığı gibi, yazılı delil başlangıcı niteliğinde bir delil de yoktur. Bu tür davalarda taraflar kardeş olsalar da tanık dinlenemez. HUMK’nun 289. maddesi uyarınca “288. madde uyarınca senetle ispatı gereken hususlarda yukarıdaki hükümler hatırlatılarak karşı tarafın açık muvafakatı halinde tanık dinlenebilir.”
Davacı dava dilekçesinde “her türlü kanuni delil”e dayanmış ancak 22.10.2008 tarihli delil listesinde yeminden bahsetmemiştir. Davacı davasını kanıtlayamadığından tapu iptali ve tescil isteminin reddine karar verilmesi gerekir.”

1. Hukuk Dairesi 2016/12114 E. , 2019/4759 K. 23.09.2019 T.

“Somut olaya gelince, mahkemece her ne kadar davanın reddine karar verilmiş ise de; davacı ile dava dışı … arasında imzalanan 01.10.2007 tarihli ” inanç sözleşmesi” başlıklı belgede imzası bulunan …’in davacı tanığı olarak dinlendiği, beyanında imzasını kabul ederek davacı ile aralarındaki işlemin inançlı işlem olduğu, herhangi bir bedel ödemediğini, amacının tamamen emanet alıp vermek olduğunu söylediğini dolayısıyla davacı ile dava dışı … arasında inançlı işlem olduğunda tereddüt olmayıp, …’den temlik alan dava dışı …’in davacının oğlu, …’den temlik alan dava dışı …’nın davacı ve davalının yeğeni, …’dan temlik alan davalı …’in ise davacının kardeşi olduğu anlaşılmakla; davalının inançlı işlemi bilen veya bilmesi gereken kişi konumunda olduğu ve Türk Medeni Kanununun 1023. maddesinin koruyuculuğundan yararlanmayacağı açıktır.
Hal böyle olunca; davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.”

4. Hukuk Dairesi 2021/15002 E. , 2021/7594 K. 26/10/2021 T.

“Dava konusu taşınmaz 18.02.2014 tarihinde davalı borçlu tarafından davalı üçüncü kişi …’a satmıştır. Davalı … taşınmazın öncesinde kendisine ait olduğunu, amcasının oğlu …’ın paraya ihtiyacı nedeni ile borçluya 30.04.2008 tarihinde satış gösterilerek, bankadan kredi çekildiğini kredi borcu bittiğinde taşınmazı yeniden 14.02.1018 devir aldığını belirterek, 30.04.2008 tarihli yazılı inanç sözleşmesi sunmuştur. İnanç sözleşmesinin geçerli olması için yazılı olması yeterli olup resmi şekilde yapılmasına gerek yoktur . Yazılı belgeyi destekleyici nitelikte 01.05.2008 tarihinde Yapı ve Kredi Bankasından kredi çekilerek, taşınmaz üzerine ipotek konulduğu, borçluya ait banka kayıtlarından, çekilen kredinin davalı …’a teslim edildiği ve kredi borcunun üçüncü kişinin yakını …’a ait şirket tarafından düzenli olarak borçlu hesabına gönderilmek sureti ile kredi borcunun kapatıldığı, belgelenmiştir. Bu yazılı yan delillerle ile inanç sözleşmesinin üçüncü kişiler yönünden de bağlayıcı olmasını gerektiren ispat koşulları sağlanmıştır.
Bu halde, davalı …’a yapılan devrin mal kaçırma amacı ile olmadığı sabit olduğundan, davanın bu davalı yönünden reddine karar verilmesi gerekirken hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.”

1. Hukuk Dairesi 2021/8202 E. , 2022/3242 K. 19/04/2022 T.

“3 parsel sayılı taşınmaz bakımından 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 12/3. maddesinde belirtilen 10 yıllık hak düşürücü sürenin geçtiği, 4 parsel sayılı taşınmaz bakımından ise davacının inançlı işlem iddiasını 5.2.1947 tarihli ve 20/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca yazılı delille ispatlayamadığı; ayrıca kamu düzenine ilişkin olmayan ve istinaf edilmeyen vekalet ücreti hususunun temyize de getirilemeyeceği gözetilerek yazılı şekilde karar verilmesinde bir isabetsizlik yoktur.”

1. Hukuk Dairesi 2021/10653 E. , 2022/2378 K. 23/03/2022 T.

“Her ne kadar İlk Derece Mahkemesince davanın hukuki sebebi yolsuz tescil nedeniyle hukuki işlemin geçersizliği olarak nitelenmiş ise de; iddianın ileri sürülüş biçimi, taraf anlatımları ve dosya kapsamı itibariyle dava, inançlı işlem ve hile hukuksal nedenlerine dayalı tazminat istemine ilişkindir.
Davacı, inançlı işleme ilişkin yazılı delil ya da delil başlangıcı sunmadığı gibi dava dilekçesinde yemin deliline de dayanmadığı gözetildiğinde, davacının iddiasını ispat edemediği açıktır.”

7. Hukuk Dairesi 2021/2241 E. , 2022/1107 K. 16/02/2022 T.

“Somut olaya gelince; mahkemece, bankadan gönderilen dekont yazılı delil başlangıcı kabul edilmiş, iddianın ispatı için aranan sözleşme olmadığı halde tanık dinlenmek suretiyle dava kabul edilmiştir. Ne var ki, yukarıda da belirtildiği üzere bir belgenin yazılı delil başlangıcı kabul edilebilmesi için o belgenin üçüncü bir kişi tarafından değil, hasım elinden çıkması (eli mahsulü olması) zorunludur. Dolayısıyla, banka dekontlarının yazılı delil başlangıcı olarak kabulüne olanak yoktur. Bunun sonucu olarak da tanık sözlerine başvurularak davanın çözümü yoluna gidilemez.
Ancak; davacı, dava dilekçesinde ve delil listesinde yemin deliline de dayanmıştır. Öncelikle davacıya bu hakkı hatırlatılmalı, inançlı işlemin bir tarafı olan davalıya yönelteceği yemine göre inançlı işlemin var olup olmadığı hususu üzerinde durulmalıdır.”

1. Hukuk Dairesi 2021/2530 E. , 2022/1236 K. 16/02/2022 T.

“Vekaletname ile azilnamenin delil başlangıcı niteliğinde olmadığı, dosya kapsamında yazılı delil veya delil başlangıcı niteliğinde bir belge bulunmadığı, bu nedenlerle inançlı işlem iddiasının ispatı için tanık dinlenemeyeceği gözetilerek yazılı şekilde hüküm kurulmasında bir isabetsizlik bulunmamaktadır.”

İnanç sözleşmesi ile alakalı sormak istediğiniz soruları aşağıdan büromuza iletebilirsiniz.

BAĞIŞLAMANIN GERİ ALINMASI NEDİR?

 

bağışlamanın geri alinmasi yargıtay kararları

Bağışlamanın geri alınması, bağış yapan kişilerin sonradan yaptıkları işlemden pişman olmaları neticesinde başvurmak istedikleri bir yoldur. Bağışlamanın geri alınması beraberinde taşınmazlara ilişkin tapu iptal davasını, menkuller bakımından ise ayni veya nakdi iade davalarını getirebilir. Bağışlamanın geri alınması ile ilgili sıkça sorulan soruların cevapları aşağıda belirtilmiştir. Konu ile ilgili başkaca sorularınızın olması halinde sayfanın en altından sorularınızı büromuza iletebilirsiniz.

Bağışlamanın Geri Alınması Hangi Hallerde Mümkündür?

Bağışlamanın geri alınması;

  • Bağışlayanın veya yakınlarından birine karşı ağır suç işlenmesi,
  • Bağış yapılan kişinin ailevi yükümlülüklerini büyük ölçüde yerine getirmemesi
  • Şartlı bağışlamada kararlaştırılan şartın yerine getirilmemesi

hallerinde mümkündür.

Bağışlamanın Geri Alınması Şartları Nelerdir?

  • Bağışlayanın veya yakınlarından birine karşı ağır suç işlenmesi: Ağır suç kavramının kapsamına nelerin gireceği her somut olayın özelinde ayrıca incelenmelidir. Örneğin hakaret suçu Ceza Hukuku kapsamından ağır bir suç olarak kabul edilmezken, bağışlayana karşı işlenen hakaret suçu ağır kabul edilerek bağışlamanın geri alınmasına neden olabilir. Bağışlamanın geri alınmasına ilişkin olarak verilen Yargıtay kararlarında; hakaret, tehdit, gasp, kasten yaralama suçları gibi suçlar da ağır suç olarak kabul edilmiştir. Bağışlamanın geri alınması için kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararı verilmiş olması şartı aranmaz. Hatta suç hakkında kovuşturma başlatılmamış veya hiç şikayette bulunulmamış olsa bile bağışlamanın geri alınabileceği kabul edilir.
  • Bağış yapılan kişinin kanundan doğan ailevi yükümlülüklerini büyük ölçüde yerine getirmemesi: Bu maddede kanun koyucu bir önceki maddeden farklı olarak sadece bağışlayan ve onun ailesinden olan kişilere karşı yasal yükümlülüklerin yerine getirilmemesini bağışlamanın geri alınması sebebi olarak saymıştır. Örneğin eşlerin sadakat yükümlülüğüne uymaması, ortak konuttan ayrılması veya diğer eşe veya yakınlarına zarar vermesi gibi davranışların yapılması halinde bağışlamanın geri alınması söz konusu olabilir. Ancak bağışlananın yasal bir hakkını kullanması örneğin alacağı için icra takibi başlatması bağışlamadan rücu sebebi olarak kabul edilemez.
  • Şartlı bağışlamada kararlaştırılan şartın yerine getirilmemesi: Bağış yapılırken bağışlanan tarafından belirli iş veya işlemlerin yapılması kararlaştırılmış ve bağışlanan haklı bir sebebi olmamasına rağmen şartı yerine getirmemişse bağıştan dönme mümkündür. Haklı sebep kavramının içeriği kanunda doldurulmamış olmakla uygulamada şartın yerine getirilmesi için yapılması gereken harcamaların bağış değerinin çok üzerinde olması vb. durumların haklı sebep olarak değerlendirildiği görülmektedir.

Vakfa Yapılan Bağış Geri Alınabilir Mi?

Vakıflara koşullu bağış yapıldığında, haklı bir sebep olmaksızın bu koşullar gerçekleşmezse, bağış yapan kişi bağıştan dönme hakkını kullanabilir. Ayrıca bağışlayanın mirasçıları, saklı payları ihlal edilmişse tenkis davası açabilirler.

Mirasçılar İçin Bağıştan Dönme Mümkün Mü?

Bağışlayanın bağış tarihinden itibaren bir yıl içinde vefat etmesi durumunda bağıştan dönme hakkı mirasçılara geçer. Mirasçılar bağıştan dönme sebebini bağışlamadan itibaren bir yıllık sürenin kalan kısmında kullanabilirler. Ancak, bağışlayan geri alma sebebini vefatından önce öğrenemediyse, mirasçıların geri alma hakkı kullanma süresi vefat tarihinden itibaren başlar.

Bağışlamadan Rücu Davası Görevli Mahkeme Hangisidir?

Rücu davaları, tapu iptal ve tescil davası şeklinde açıldığı takdirde yetkili ve görevli mahkeme, taşınmazın bulunduğu yerdeki Asliye Hukuk Mahkemeleri’dir. Taşınır mallara ilişkin yapılan bağışlamalardan rücu davaları da aynı şekilde Asliye Hukuk Mahkemesi’nde görülecektir.

Bağışlamanın İptali Zamanaşımı Var Mıdır?

Bağışlayan bağışlamadan dönme sebebini öğrendiği tarihten itibaren bir yıllık süre içerisinde bağışlamayı iptal edebilir.  Bağışlayanın tek taraflı irade beyanı ile sözleşme geçmişe etkili olarak sona erer. Bağışlayan bağışlamayı geri aldıktan sonra sebepsiz zenginleşme hükümleri uyarınca bağışlama konusunun iadesini mahkemeden talep edebilecektir. Bağışlayan bu hakkını bağışlamanın iptali sebebini öğrendiği tarihten itibaren iki yıllık zamanaşımı süresi içerisinde kullanmalıdır.  

Bağış Yapılan Tapu İptal Olur Mu?

Bağış yapılan tapu yukarıdaki şartların varlığı halinde, bağışlayan ve ölümü halinde mirasçıları tarafından da iptal edilebilir. Buna ilaveten mirastan mal kaçırma durumunun varlığı halinde zamanaşımı süresine tabi olmaksızın tapu iptal davası açılabilir. Saklı payları ihlal edilen mirasçılar da tenkis davası açarak tapunun saklı paylarına karşılık gelen hisseleri oranında iptalin talep edebilirler.

Bağışlamanın Geri Alınması Yargıtay Kararları

1. Hukuk Dairesi 2016/4147 E. 2019/341 K. 21.01.2019 T.

“Dava, bağıştan rücu hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil isteğine ilişkin olup, mahkemece davanın reddine karar verilmiştir. TBK 297. maddesine göre (Eski BK 246) bağışlayan geri alma sebebini öğrendiği günden başlayarak 1 yıl içinde bağışlamayı geri alabilir. Somut olayda bağışlamanın üzerinden dava tarihine kadar 21 yıl geçmiştir. Dolayısıyla 1 yıllık hak düşürücü süre geçmiştir. Davanın reddi bu gerekçe ile doğru olup davacıların yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddi ile, usul ve yasaya uygun olan hükmün onanmasına…” 

1. Hukuk Dairesi  2013/13321 E. 2013/17040 K. 02.12.2013 T.)

“Dosya içeriği ve toplanan delillerden; davacının kayden malik olduğu 59 parsel sayılı taşınmazı, karakol yapılması için davalıya temlik ettiği, taşınmazın halen Maliye Hazinesi adına kayıtlı olduğu, Köy karar defterinde yer alan ve 01/11/1992 tarihinde alınan kararda karakol binası yapımı için maliye hazinesine taşınmaz verilmesinin kararlaştırıldığı, İl Jandarma Komutanlığının 28.02.2005 tarihli yazısı ile Yiğitler Karakolunun lağvedilmesinin istenildiği davacının karakol binasının yapılmadığını ileri sürerek eldeki davayı açtığı anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere, Türk Borçlar Kanunu’nun 297. maddesi hükmüne göre, bağışlayanın, geri alma sebebini öğrendiği günden başlayarak bir yıl içinde bağışlanmayı geri alabilir.
Somut olayda, davacının 2010 yılına kadar karakol yapılacağı düşüncesinin devam ettiği, İl Jandarma Komutanlığının 28.02.2005 tarihli yazısı kurumlar arası yazışma olup, davacının bu yazıdan bilgisinin bulunduğuna dair delil olmadığı, davacı tarafından karakol yapılmayacağını kesin olarak öğrendiği tarihten itibaren T.B.K.’nun 297. maddesinde öngörülen bir yıllık hak düşürücü süre geçtikten sonra davasını açtığını gösterir somut bir delil bulunmadığı ve davanın süresinde açıldığının kabulü gerektiği anlaşılmaktadır.”

1. Hukuk Dairesi 2021/4720 E. 2022/4841 K. 15/06/2022 T. 

“Bağışlanan, yüklemeli bağışlamada haklı bir sebep olmaksızın yüklemeyi yerine getirmemişse.” şeklinde hükme bağlanmıştır. Yasa koyucu söz konusu TBK.nın 295. maddesinin birinci ve ikinci fıkraları hükmüyle mirastan ıskat sebeplerini düzenleyen 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 510. maddesi arasında paralellik sağlamış, bağıştan yararlanan kişiyi bağışlayanın devamlı baskısından kurtarmak istemiştir. Gerçekten basit olayların dönme (rücu) nedeni sayılması, yukarıda değinilen mahzurun yanında, açıklanan yasa maddelerinde izlenen amaca aykırı bir durum yaratacağı gibi hak ve adalet duygularını da zedeler. Bu itibarla her iki madde hükümleri birlikte değerlendirilerek olayların kapsamları, nitelikleri, özellikle vahamet derecelerinin göz önünde bulundurulması zorunludur. Hemen belirtmek gerekir ki; bağıştan dönme (rücu), kurulmuş olan bir sözleşmeyi sonradan ortaya çıkan sebeplere göre sona erdiren yenilik doğurucu bir hak olduğundan, bağışlanan ancak dönme (rücu) anında elinde kalan miktarı vermekle yükümlüdür. Bu hak TBK. nın 297. maddesine göre geri alma sebebinin öğrenilmesinden itibaren bir yıl içerisinde kullanılmalıdır.” 

Bağıştan rücu yoluyla tapu iptal ve tescil davaları yüksek meblağlı davalardır. Bu davaların yargılama süreci sırasında yapılabilecek usul hataları, davaları olumsuz etkileyebilir ve bazı durumlarda davanın reddedilmesi bile mümkün olabilir. Bu nedenle, bu tür davaların açılması konusunda uzman bir gayrimenkul avukatı aracılığıyla hareket etmek önemlidir.

Bu yazımızda sizlere bağışlanmanın geri alınmasından bahsettik. Sizlerde konu ile alakalı sormak istediğiniz soruları yorumlar kısmından büromuza iletebilirsiniz.

İPOTEK KALDIRMA NASIL YAPILIR?

ipotek kaldırma

İpotek kaldırma işleminin doğru bir şekilde gerçekleştirilmesi, hak kayıplarını önlemek açısından son derece önemlidir. Bu makalemizde ipoteğin kaldırılması davası nedir, nasıl açılır sorularını ve müvekkillerimiz tarafından sıkça sorulan soruları cevaplandırmaya çalıştık. Sizde sormak istediğiniz soruları sayfanın en altından büromuza iletebilirsiniz.

İpotek Kaldırma Nedir?

İpotek kaldırma, ipotekli bir taşınmazın üzerindeki ipotek şerhinin tapu sicilinden silinmesi işlemidir. İpotek kaldırma, hukuki literatürde ipoteğin fekki ya da ipoteğin terkini olarak da adlandırılmaktadır. İpoteği sona erdiren durumlar şunlardır;

  • İpoteğe konu olan borcun tamamen ödenmesi ve ipotekli alacaklının ipoteği terk etmesi
  • Alacağın geçersiz olması: Örneğin, alacağı doğuran sözleşmenin usulsüz veya hileli olarak yapılmış olması veya alacaklı ile borçlunun aynı kişi olması gibi.
  • Alacağın sona ermesi: Örneğin, alacağın zamanaşımına uğraması gibi.
  • İpotek sözleşmesinin geçersiz olması: Örneğin, ipotek sözleşmesinin yazılı şekilde yapılmamış olması veya tarafların ehliyetli olmaması gibi.
  • Taşınmaz sahibinin tasarruf yetkisinin olmaması veya kısıtlanmış olması: Örneğin, taşınmaz sahibinin reşit olmaması veya vesayet altında bulunması gibi.
  • İpoteğin kaldırılması davası açılması ve mahkemece ipoteğin kaldırılmasına karar verilmesi

İpotek Kaldırma İşlemi Nasıl Yapılır?

İpotek kaldırma işlemi genellikle iki şekilde yapılır;

  • İpoteğe konu olan borcun tamamen ödenmesi ve ipotekli alacaklının ipoteği terkin etmesi: Bu durumda, borçlu olan kişi borcunu tamamen ödedikten sonra, alacaklı olan kişi veya kurumdan ipotek fek yazısının tapuya gönderilmesini talep eder. İpotek fek yazısı, ipotekli alacaklının borcun tamamını ödediğine ve ipoteğin kaldırılmasına rıza gösterdiğine dair resmi bir belgedir. Borçlu olan kişi, tapu müdürlüğüne başvurarak ipoteğin kaldırılmasını ister. Tapu müdürlüğü, belgeleri inceleyerek ipoteğin kaldırılmasına karar verir ve taşınmazın üzerindeki ipotek şerhini siler.
  • İpoteğin geçersiz veya sona ermiş olması ve ipoteğin kaldırılması davası açılması: Bu durumda, borçlu olan kişi borcunu ödemiş olmasına rağmen, alacaklı olan kişi veya kurum ipoteği terk etmemiş veya ipotek fek yazısı vermemiş ise, borçlu olan kişi mahkemeye başvurarak ipoteğin kaldırılmasını talep eder. Davada, borçlu olan kişi borcun tamamını ödediğini veya ipoteğin geçersiz olduğunu ispatlamakla yükümlüdür. Mahkeme, delilleri değerlendirerek ipoteğin kaldırılmasına karar verirse, bu karar tapu müdürlüğüne gönderilir ve taşınmazın üzerindeki ipotek şerhi silinir.

İpoteğin Kaldırılması Davası Şartları Nelerdir?

İpoteğin kaldırılması davası, ipotekli bir taşınmazın üzerindeki ipotek hakkının tapu sicilinden silinmesi için açılan davadır. Bu dava, ipotekli alacaklının borcun tamamını ödediğini veya ipoteğin geçersiz olduğunu ispat etmesi halinde sonuçlanır.  Taşınmaz maliki, tapu kütüğüne tescil edilmiş durumdaki ipotek hakkının geçersiz olması halinde, bu durumun düzeltilmesini, adına yolsuz tescil bulunan rehinli alacaklıdan talep edebilir. Rehinli alacaklı, taşınmaz malikinin bu talebine karşılık vermezse, yolsuz tescil dolayısıyla ayni hakkı zarara uğrayan malik mahkemeye müracaat edebilir. İpoteğin kaldırılması davasının şartları şunlardır;

  • Davacının, ipotekli taşınmazın maliki veya ipotekli taşınmazı satın alan kişi olması gerekir. Davacı, ipotekli alacaklıdan farklı bir kişi ise, borçtan şahsen sorumlu olmaması gerekir.
  • Davacının, teminat altına alınan alacağın geçersiz olduğunu veya sona erdiğini belgelemesi gerekir. Örneğin, borcun tamamen ödenmesine dair makbuz veya alacaklı tarafından verilen ipotek terkin belgesi gibi.
  • Davacının, ipotek sözleşmesinin geçersiz olduğunu veya taşınmaz malikinin tasarruf yetkisinin olmadığını veya kısıtlandığını ispat etmesi gerekir. Örneğin, ipotek sözleşmesinin usulsüz veya hileli olarak yapıldığına veya taşınmaz malikinin reşit olmadığına dair deliller gibi.

Halkbank, Vakıfbank Ve Ziraat Bankası İpotek Kaldırma Nasıl Yapılır?

Kredinin çekildiği banka şubesi veya aynı bankaya ait olan yakın bir şubeye ipotek kaldırma talebi ile başvurulur. Banka şubesi gerekli kontrolleri yapar ve evrakları online sistem üzerinden tarar. Bazı bankalar bu gibi durumlarda ipotek kaldırma ücreti vb. isimler altında ödeme talep etmektedir. Bu gibi talepler hukuka aykırıdır. Buna rağmen ödemek isterseniz banka size iban numarası veya TC kimlik bilgilerinizle ödeme yapmanızı sağlayacak bilgileri iletebilir. Birçok banka, ipotek ücretini ödemek için gereken bilgileri mesaj olarak iletmektedir. İpotek kaldırma ücretinin ödendiğini gösteren dekont veya makbuz, kredinin bulunduğu banka şubesine teslim edilir ya da ödendiği sistem üzerinden görülebilir. Sonrasında banka tarafından elektronik ortamda ipotek fek yazısı tapu müdürlüğüne gönderilir.

İpotek Kaldırma Ücreti Ödemek Zorunda Mıyım?

Bankanız sizden ipotek fek yazısı ücreti ödemenizi isterse, bunu reddedebilirsiniz. Bankanız bu ücreti ödemeniz konusunda ısrar ederse, bu bedeli ödemeksizin ipoteğin kaldırılması davası açabilirsiniz. Zira bankaların kredi borcu sonlandığında kendiliğinden ipoteğin kaldırılması işlemlerini gerçekleştirmeleri gerekmektedir. Kendileri tarafından yapılması gereken işlem için tüketiciden ödeme talep etmelerinin hukuk düzleminde hiçbir karşılığı yoktur. Mahkeme tarafından ipoteğin kaldırılmasına hükmedilmesi halinde bankaya ipotek fek ücreti ödemeksizin ipotek kaldırılacaktır.

İpoteğin Kaldırılması Davası Görevli Mahkeme Hangisidir?

İpoteğin kaldırılması davası kural olarak taşınmazın bulunduğu yerdeki asliye hukuk mahkemesinde açılır. Ancak bazı durumlarda görevli mahkeme, hukuki uyuşmazlığın konusuna göre değişebilir. Örneğin, aile konutuna ilişkin bir ipotek kaldırılması durumunda aile mahkemeleri görevli olabilirken, taraflar arasındaki uyuşmazlık tüketici işlemine dayanıyorsa tüketici mahkemesi yetkilidir. Ticari nitelikte bir dava söz konusuysa, görevli mahkeme asliye ticaret mahkemesi olacaktır. Eğer dava yanlış bir mahkemede açılırsa, süreç uzayabilir ve karmaşık hale gelebilir. Hak kaybını önlemek için mutlaka bir gayrimenkul avukatından yardım alınmasını tavsiye ederiz.

İpoteğin Kaldırılması Davası Arabuluculuğa Tabi Mi?

İpoteğin kaldırılması davası bir tespit davasıdır ve alacak veya tazminat talebi içermez. Bu nedenle, ipoteğin kaldırılması davasında zorunlu arabuluculuk şartı bulunmamaktadır.

İpoteğin Kaldırılması Davasında Harç Kim Tarafından Karşılanır?

İpoteğin kaldırılması davasında, yargılama masrafları davanın açılmasıyla birlikte başlangıçta davayı açan kişi tarafından karşılanır. Ancak dava sonucunda lehine bir karar verilmesi durumunda, bu yargılama masrafları davalıya yükletilir. Davanın tüketici tarafından açılması halinde ise tüketiciler harçtan muaf olduklarından herhangi bir harç ödenmeyecektir.

İpoteğin Kaldırılması Zamanaşımı Var Mıdır?

İpoteğin kaldırılması (ipoteğin fekki) davası, herhangi bir zamanaşımı süresine tabi değildir. Bu nedenle ne kadar zaman geçmiş olursa olsun taşınmaz üzerindeki hatalı tescil edilmiş ipoteği kaldırmak isteyen bir kişi bu davayı açabilir.

Ev İpotekli Krediyi Ödeyemezsem Ne olur?

İpotekli kredilerde borç ödenmezse bankalar, müşterilerin adlarına kayıtlı ve kredi miktarını karşılayabilecek değerde olan taşınır veya taşınmaz her türlü mülke haciz koyabilirler. Kredi ödemeleri tamamlanana kadar bankalar, evin üzerindeki ipoteğin kaldırılmasına izin vermezler ve ödemelerin aksaması durumunda ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla icra takibi yaparak gayrimenkulü sattırabilirler.

Web Tapu İpotek Kaldırma Nasıl Yapılır?

Doğrudan web tapu üzerinden ipotek kaldırma işlemlerinin yapılması mümkün değildir. Ancak kredi kullanarak edinilmiş bir konut üzerindeki ipoteğin kaldırılıp kaldırılmadığını, başvurudan sonra e-Devlet sistemi üzerinden kontrol edebilirsiniz.

İpotek kaldırma işlemini takip etmek için aşağıdaki adımları izleyebilirsiniz:

  • T.C. kimlik bilgilerinizle e-Devlet’e giriş yapın.
  • Arama kutusuna “Tapu Bilgileri Sorgulama” yazarak ilgili sayfaya gidin.
  • Sayfada adınıza kayıtlı taşınmazlar listesini bulacaksınız.
  • İpotek kaldırma başvurusu yapılan taşınmaz için “Detaylar” butonuna tıklayın.
  • Açılan sayfada taşınmazın bilgilerini göreceksiniz ve altında “Taşınmazınızın üzerinde bulunan (şerh, beyan, rehin, irtifak hakkı vb.) için tıklayınız.” seçeneği olacak.
  • Son sayfada “Taşınmazınıza ait herhangi bir şerh bilgisi bulunmamaktadır.” yazıyorsa, konut üzerindeki ipotek kaldırılmış demektir.

İpoteğin Kaldırılması Davası Yargıtay Kararları

“Davacı vekili, müvekkili ile davalı arasında kredi sözleşmesi imzalandığını, kullanılan kredi nedeniyle teminat olarak davacıya ait taşınmaz üzerinde ipotek tesis edildiğini, kredi borcunu erken kapattığını, davacı tarafından tüm masraflar karşılanmış olmasına rağmen, ipotek fek ücreti ödenmediğinden bahisle taşınmaz üzerine konan ipoteğin kaldırılamayacağının davalı tarafından bildirildiğini ileri sürerek sözleşmeye konu taşınmaz üzerindeki ipoteğin kaldırılmasına karar verilmesini istemiştir…Mahkemece, davanın kabulüne dair verilen karar Dairemizce onanmış, davacı bu kez karar düzeltme talebinde bulunmuştur. Davacının dava tarihi itibariyle haklı olduğu anlaşıldığına göre davacı lehine 6.350,00 TL vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken bu hususlar gözetilmeden davacı lehine 750.00 TL vekalet ücretine hükmedilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.” (Yargıtay 13. Hukuk Dairesi 2015/7541 E. 2015/8461 K. 17/03/2015 T.)

İpoteğin kaldırılması davası ile ilgili aklınıza gelen her türlü soruyu aşağıdan büromuza iletebilirsiniz.

HÜKMÜN AÇIKLANMASININ GERİ BIRAKILMASI NE DEMEK?

hükmün açıklanmasının geri bırakılması nedir

 

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, Türk Ceza Hukuku’nda büyük bir öneme sahiptir. Bu uygulama, suçlu bireylerin topluma yeniden kazandırılması ve ıslah edilmesi açısından önemli bir rol oynamaktadır. Bu makalemizde hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı nedir sorusunu ve müvekkillerimiz tarafından sıkça sorulan soruları cevaplandırmaya çalıştık. Sizde sormak istediğiniz soruları sayfanın en altından büromuza iletebilirsiniz.

Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması Nedir?

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB), sanığın hüküm giyse bile belli bir denetim süresi içinde ceza kararının uygulanmamasını ve bu süre zarfında kasıtlı suç işlememesini şart koşan özel bir ceza bireyselleştirme kurumudur (CMK md. 231). Diğer ceza bireyselleştirme yöntemlerinde, mahkeme kararı birtakım hukuki sonuçlar doğururken, HAGB kararıyla mahkeme, sonuç doğuracak şekilde bir karar açıklamamış, açıklamayı ertelemiştir.

HAGB kararı, suç işlemiş bir kişinin yaşamına, medeni haklarına veya siyasi haklarına herhangi bir kısıtlama getirmeden, adeta sanığa ikinci bir şans sunar. Bu karar, suç işlemiş bir kişiye karşı Ceza Hukuku müdahalesini askıya alır. Böylece sanığın hayatına minimal etki eder.

Hagb Şartları Nelerdir?

Ceza Muhakemesi Kanunu’na göre, HAGB kararı belirli şartlara tabi bir uygulamadır. Bu şartlar şunlardır:

  • Sanığa verilen ceza iki yıl veya daha kısa hapis veya adli para cezası olmalıdır.
  • Sanığın suçu, özel kanunlarda istisna suçlar arasında bulunmamalıdır.
  • Sanık önceden kasıtlı bir suçtan mahkum olmamalıdır.
  • Mahkeme, sanığın kişisel özellikleri ve duruşmasındaki davranışları göz önünde bulundurarak, yeniden suç işlemeyeceğine inanmalıdır.
  • Mağdur veya kamunun zararı, tamamen aynen iade, suçtan önceki duruma getirme veya tazmin yoluyla giderilmelidir.
  • Sanık, HAGB kararını kabul etmelidir.
  • Sanık daha önce HAGB kararı almamış olmalıdır.

Hagb Bozulması Nasıl Olur?

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması durumunda, sanık 5 yıl süreyle denetime tabi tutulur. Ancak 18 yaşından küçük çocuklar için denetim süresi 3 yıldır. Bu denetim süresi içinde sanık;

  • Kasıtlı bir suç işlemez ve mahkeme tarafından belirlenen diğer yükümlülüklere uygun davranırsa, açıklanması geri bırakılan hüküm ortadan kaldırılarak dava düşer. Bu durumda, yargılanan kişi davadan önceki hukuki durumuna geri döner.
  • Sanık denetim süresi içinde kasıtlı bir suç işler veya hakimin belirlediği yükümlülüklere aykırı davranırsa, açıklanması geri bırakılan hüküm mahkeme tarafından açıklanır. Bu durumda, önceden geri bırakılan hüküm yürürlüğe girer ve yeni işlediği suçtan ayrıca ceza almış olur.

Hagb 5 Yıl Doldu Ne Yapmalıyım?

Sanık, HAGB kararı sonucu 5 yıl boyunca denetim ve gözetime tabi tutulur. Bu süre zarfında, sanığın denetimli serbestliğe ilişkin yükümlülüklerini eksiksiz bir şekilde yerine getirmesi ve kasten yeni bir suç işlememesi şartıyla, mahkeme HAGB’yi kaldırarak davanın düşmesine karar verir. Bu, sanığın önceki cezai durumunun ortadan kalktığı ve yargılanmadan önceki hukuki statüsüne geri döndüğü anlamına gelir. 5 yılın sonunda herhangi bir işlem yapmanıza gerek olmaksızın ceza ortadan kalkar

Aynu Suçtan 2 Kez Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması Kararı Verilir Mi?

Aynı suçtan dolayı iki kez HAGB kararı verilmesi mümkün değildir. HAGB kararı, suç işlemiş bir kişinin ikinci bir şans sunarken, bu şansa sahip olabilmesi için önceden hakkında bu tür bir karar alınmamış olması gerekmektedir.

Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması Sicile İşler Mi?

HAGB kararları, adli sicil kaydına eklenmez ve kendine özgü bir sistemde tutulurlar. Bu nedenle, HAGB kararı alan bir kişi adli sicilde sabıkalı olarak görülmez. HAGB, bir mahkûmiyet kararı olmadığı için adli sicile kaydedilmez ve sanığın suçlu kabul edilmesini engeller.

Sanık, HAGB kararıyla belirlenen denetim süresi olan 5 yıl içinde kasıtlı yeni bir suç işlemezse veya mahkeme tarafından 1 yıl süreyle denetimli serbestlik tedbirine tabi tutularak bu tedbire uyarsa, mahkeme davanın düşmesine karar verir. Bu durumda, HAGB kararına ilişkin kayıt da sistemden çıkarılır. Bu sayede, sanık için verilen ikinci bir şansın sonucu, suçlu olarak kabul edilmeden önceki hukuki statüsüne geri dönmesini sağlar.

Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması Memuriyete Engel Mi?

Devletin güvenliğine, anayasal düzene karşı işlenen suçlar ile yüz kızartıcı suçlar kategorisine giren suçlardan verilen HAGB kararı, memuriyete alınmaya engel teşkil eder. Eğer bir kişi memuriyete alındıktan sonra bu tür suçlardan dolayı HAGB kararı alırsa, memuriyetle ilişkisi sona erdirilir. Ancak, yukarıda belirtilen suçlar dışında kalan diğer suçlar için verilen HAGB kararı memuriyeti etkilemez ve kişi memuriyetine devam edebilir.

Asker personel için ayrıca firar, amir veya üste taarruz, amire veya üste hakaret, emre itaatsizlikte ısrar, fesat, mukavemet, isyan gibi suçlardan verilen HAGB kararları, Türk Silahlı Kuvvetleri ile ilişiğin kesilmesini gerektirir. Bu, askeri disiplinin ve düzenin korunması amacıyla alınan bir önlemdir ve asker personelin bu tür suçlardan HAGB kararı alması, askeri hizmetten çıkarılmasına yol açar.

Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması İle Cezanın Ertelenmesi Arasındaki Fark Nedir?

HAGB ve cezanın ertelenmesi, bazen karıştırılan ancak farklı ceza hukuku kavramlarıdır. HAGB kararı, mahkeme tarafından hükmün açıklanmasının geri bırakılması ve denetim sürecinin sonunda hükmün açıklanmamasını ifade eder. Sanık, denetim sürecini başarılı bir şekilde tamamlarsa, açıklanması geri bırakılan hüküm uygulanmaz. Bu durumda, sanığın adli sicil kaydına HAGB kararının herhangi bir yansıması olmaz. HAGB kararları, adli sicil kayıtları dışında ayrı bir sicilde tutulurlar.

Cezanın ertelenmesinde ise mahkeme tarafından mahkumiyet hükmü verilir ancak ceza infazı denetim süresi tamamlandığında ceza infaz edilmiş sayılır. Bu erteleme, adli sicil kaydına yansır. Yani ceza, infaz kurumu dışında tamamlandığı için kişinin adli sicilinde bu ertelenme kararı görülür. Bu iki kavram, ceza hukukunda farklı sonuçlar doğuran uygulamaları temsil eder ve dikkatle ayrılmalıdır.

Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması Kaldırıldı Mı?

Anayasa Mahkemesi tarafından verilen kararla, Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB) kurumuna ilişkin tüm hükümler iptal edilmiştir. Bu karar, 01.08.2023 tarihinde resmi gazetede yayınlanmış olup 1 yıl sonra 01.08.2024 yürürlüğe girecektir.

Anayasa Mahkemesi HAGB kararlarının başvurucu tarafından yargılamanın başında kabul edilmesi durumunda, adil yargılama hakkı güvencelerinin ilk derece mahkemesince sağlanıp sağlanmadığını denetlemek için istinaf kanun yolunun kullanılamadığını ve bu durumun hak ihlallerine yol açabileceğini vurgulamıştır. Sanık, HAGB kararı almasını kabul ederken istinaf yolundan feragat ettiği için anayasal geçerlilik koşullarını sağlamadığı ifade edilmiştir.

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı ile ilgili aklınıza gelen her türlü soruyu aşağıdaki formu doldurarak büromuza iletebilirsiniz.