0216 387 0 388

Yönetim Yetkisinin Devri Nedir? Nasıl Yapılır?

Yönetim yetkisinin devri genellikle büyük ölçekli şirketlerde başvurulan bir yoldur. Şirket yönetimi devredilmediği takdirde TTK md. 367/2 hükmü uyarınca şirketi yönetme yetkisi yönetim kuruluna aittir. Her ne kadar kanuni sistem bu şekilde kurulmuş olsa da şirketin ticari faaliyetlerinin hacmi ve çeşitliliği arttıkça, yönetim kurulunun tek başına şirketi yönetmesi zorlaşmaktadır. Bu nedenle genellikle küçük ölçekli şirketler ile aile şirketlerinde yönetim kurulu tek başına şirketi yönetmekte, şirketin ölçeği büyüdükçe profesyonel idareciler de istihdam edilmektedir[1]. Şirketler hukukunda yönetim kalitesini artırmak için kullanılan kurumsal yönetim ilkesi ile ilgili daha detaylı bilgiye “Kurumsal Yönetim” makalesinden ulaşabilirsiniz.

Bir takım küçük ölçekli şirketlerde ise paydaşlar arasında profesyonel yönetici bulunmaması yahut ortaklardan hiçbirinin tam zamanlı çalışma gerektiren yönetim işlerine girmek istememesi söz konusu olabilmektedir. Bu gibi durumlarda şirket yönetiminin profesyonel bir yöneticiye bırakılması ihtiyacı doğmaktadır.

Uygulamada beliren bu türden ihtiyaçlar dikkate alınarak, yönetim kuruluna kendi içerisinde yetki paylaşımı yapabilme ve yetkilerini iç yönerge ile ihdas edebilecekleri diğer yönetim birimlerine aktarabilme olanağı sağlanmıştır. Yönetim yetkisinin devrine imkan tanıyan TTK md. 367’nin gerekçesinde kanunun ihdas edilme amacı şu şekilde ifade edilmiştir;

“ 6762 sayılı Kanunda olduğu gibi, Tasarıya göre de, yönetim kurulu, yönetim haklarıyla temsil yetkilerini muhakkak kendisinin kullanmasının zorunlu olmadığı; gereğinde bir gözetim organı olarak çalışabilen bir organdır. Tasarıda yönetim kurulunun hemen hemen üyelerinin tümünün, yürütme yetkisini haiz olmayan (non-executive) üye konumuna geçebildiği esnek bir rejim benimsenmiştir. 365 inci maddedeki karineye uygun olarak, 367 nci madde (6762 sayılı Kanunun 319 uncu maddesinin ikinci fıkrası hükmü gibi), yönetimin, bazı yönetim kurulu üyelerine ve/veya üçüncü kişilere devir (delege) edilmesini düzenlemektedir. Yönetimin bu anlamda devri, organsal işlevin devridir… Böylece Tasarının 367 ile 370 inci maddesinin ikinci fıkrası hükümlerinde yer alan düzen, yönetimin tek kurullu (monist) rejime göre şekillenmesine veya Almanya’da uygulanan iki organlı (dualist) anlayış uyarınca oluşturulmasına olanak vermektedir.”

.

ETTK md. 319’da yönetim yetkilerinin üyeler arasında iş bölümü yaparak dağıtılması ile yönetimin üyelere ve üçüncü kişilere devri farklı fıkralarda düzenlemişken, TTK’da yönetimin devrine ilişkin olarak yalnızca md. 367 hükmü ihdas edilmiştir. Yönetim yetkisinin devri ile temsil yetkisinin devrinin farklı usullere tabi olduğunu vurgulamak maksadıyla bu iki husus iki farklı kanun maddesi ile düzenleme altına alınmıştır. ETTK’dan farklı olarak yönetimin devri için iç yönerge düzenleme zorunluluğu getirilmiştir.

Yönetim kurulu bahsi geçen devir yetkilerini kullanarak üzerindeki iş yükünü azaltabilecek ve şirket yönetimini şirketin genel hedefleri ve stratejik planları doğrultusunda organize edebilecektir. Ayrıca bir kısım üyelere yönetim yetkisi devredilerek, diğer üyelerin üst gözetim yetkilerine odaklanması da sağlanabilecektir.

 Yönetim Yetkisinin Devri Kavramı

 Yönetim Yetkisinin Devri Kavramı

Yönetimin devri kavramı ile kastedilen; kanunen yönetim kuruluna ait olan karar alma yetkisinin, devredilemez nitelikte olan görev ve yetkiler yönetim kurulunda kalmak kaydıyla, başkaca kişi veya kişilere bırakılmasıdır.

Yönetim yetkisinin devrinin yetki ve sorumluluk paylaşımını merkeze alan başka bir tanımı ise; YK’nın yönetimi devrettiği konular bakımından karar alma yetkisinin devralan kişi veya organlara geçmesi ve bununla beraber yetkiyi devralanın sorumluluğu da üzerine alarak yönetim kurulunu sorumluluktan kurtarmasıdır[2].

Yönetim yetkisinin devri ile üyeler arasında iş bölümü yapılması farklı kavramlardır[3]. Yönetim kurulu üyeleri yönetilmesi gereken işleri konularına göre ayırarak her birinin farklı bir konu başlığını üstlenebilir. Mesela üyelerin bazılarının üretimden, bazılarının satın almadan, bazılarının ithalat ve ihracattan sorumlu olması kararlaştırılabilir[4].

Yönetim kurulu üyesine bırakılan konu ile ilgili her türlü kararı alma yetkisi de kendisine devrediliyorsa yönetimin bölünmesi söz konusudur. Bu durum yönetimin devrinden farksız olup aynı şekil şartlarına ve sorumluluk kurallarına tabidir. Yönetim kurulu üyesine bırakılan konu ile ilgili karar alma yetkisi yönetim kurulunun uhdesinde bırakılıyor ve üye sadece o konu ile ilgili işlerin takibini yapıyorsa bu durumda iş bölümü söz konusu olacaktır[5]. Yönetim kurulu üyeleri hiçbir şekil şartına tabi olmadan kendi aralarında iş bölümü yapabilecekleri gibi kararları beraber aldıklarından müteselsilen sorumlu olmaya devam edeceklerdir. Karar alma yetkisi devredilmeksizin yönetim kurulunun üyelere veya üçüncü kişilere belirli bir işin yapılması veya takibi görevini vermesi, komite ve komisyonlar kurması yönetimin devri olmayıp iş bölümü olarak nitelendirilmesi gerekmektedir[6].

Yönetim Yetkisinin Devrinin Kapsamı

Yönetimin devri, yönetim kurulu kararlarının icra edilmesinden ziyade, yapılacak iş ve işlemlere karar verme görev ve sorumluluğunun devri anlamına gelmektedir. Bir başka deyişle, yönetimle görevli kişilerin, yetki ve sorumluluklarının arttığı durumlarda, ortaklığın faydası gözetilerek bir bölümünün şirket hiyerarşisinde daha altta olan kişi veya organlara bırakılmasıdır[7].

Yönetim kurulunun kanunen kendisine verilen bütün yetkilerini devretmesi mümkün değildir. Zira TTK md. 375 hükmüyle emredici bir düzenleme ihdas edilmiş ve yönetim kurulunun devredilemez nitelikteki yetkileri belirlenerek, bunların devri yasaklanmıştır. Esas sözleşme ile TTK md. 375 hükmü kapsamına giren bir yetkinin devredilebileceğine dair düzenleme getirilmesi de söz konusu olamaz[8].

Devredilemez nitelikte olmayan tüm yönetim yetkileri, konu bakımından herhangi bir kısıtlama konulmaksızın tümüyle devredilebileceği gibi yalnızca belirli konularla sınırlı olmak üzere de devredilebilir.

Yetkinin tamamen devrinde, anonim şirketin genel hedeflerine ulaşmak bakımından yapılması gereken tüm faaliyetler hakkında karar verme yetkisi, hiçbir ayrım yapılmadan devredilmektedir.

Buna karşılık kısmi devirde, faaliyetler kısımlara ayrılarak, bunların tamamı değil sadece bir kısmı, belirli kişi veya kurullara verilmektedir. Bu durumda yönetim kurulu devredilemez yetkilerine ek olarak bir kısım karar alma yetkilerini de uhdesinde tutmaktadır[9]. Ticari hayatta özellikle halka açık ortaklıklarda, yönetim yetkisinin profesyonel yöneticilere, bağımsız YK üyelerine veya komite ve komisyonlara devredildiğine sıklıkla rastlanmaktadır[10].

DEVRİN ŞARTLARI

Esas Sözleşmede Devre İzin Veren Hükmün Bulunması

Yönetim yetkisinin devredilebilmesi için şirket esas sözleşmesinde devre imkan tanıyan bir maddenin yer alması şarttır[11]. TTK md. 367/1 hükmünde bu zorunluluk şu şekilde ifade edilmiştir;

Yönetim kurulu esas sözleşmeye konulacak bir hükümle,düzenleyeceği bir iç yönergeye göre, yönetimi, kısmen veya tamamen bir veya birkaç yönetim kurulu üyesine veya üçüncü kişiye devretmeye yetkili kılınabilir.”

Esas sözleşmede hüküm bulunmaksızın genel kurulun yetki devrine izin veren bir karar alması yetki devrine imkân vermez. Yetki devrine izin veren hüküm şirketin kuruluşu ile birlikte esas sözleşmeye konulabileceği gibi sonradan değişiklik yapmak suretiyle de konulabilir[12]. Esas sözleşmenin değiştirilebilmesi maksadıyla düzenlenecek olan GK toplantısında, halka kapalı şirketlerde ana sermayenin asgari yarısını, halka açık şirketlerde ise asgari dörtte birini temsil eden hisse sahiplerinin toplantıya katılarak oy çokluğu ile karar almaları gerekmektedir(TTK. Md. 421). Esas sözleşmeye konulacak hükümle nisapların ağırlaştırılabilmesi mümkündür.

Yönetim yetkisinin devrine olanak tanıyan maddenin ilerleyen aşamada değiştirilmesi veya esas sözleşmeden tamamen çıkarılması mümkündür. Bu gibi hallerde mevcut devirler, devir işleminin gerçekleştirildiği tarihte ana sözleşmede dayanakları olduğundan değişiklikten etkilenmeyecek ve değişiklik sadece yeni yapılacak devirleri kapsayacaktır[13].

Yönetimin devrine olanak tanıyan ana sözleşme maddesinin açık ve anlaşılır olması gerekmektedir. Yönetim yetkisi TTK md. 367/2 uyarınca devredilmediği takdirde yönetim kurulunun tüm üyelerine ait olduğundan, bu kuraldan sapıldığı duraksamaya yer vermeyecek şekilde esas sözleşme hükmünden anlaşılmalıdır[14].

Eski kanun döneminde hazırlanan esas sözleşmelerde sıklıkla tercih edilen “yönetim kurulu murahhas tayinine yetkilidir” ve benzeri ibarelerin yönetim yetkisinin devredilmesine olanak tanıyıp tanımayacağı doktrinde tartışmalıdır.

Kırca’ya göre; eski kanun sistematiğinde yönetim ve temsil yetkisinin devri birlikte düzenlendiğinden, murahhas ibaresini katı bir şekilde yorumlayarak temsil yetkisinin devri ile sınırlı tutmamak ve o zamana dek süregelen şirket içi uygulamaların da teyit etmesi kaydıyla böyle hükümlerin yönetimin devrini de kapsadığını kabul etmek isabetli olacaktır[15].

.

Tekinalp’e göre ise; bu şekilde bir hüküm temsil yetkisinin devri olarak da anlaşılabileceğinden yönetimin devri için yeterli olmayacaktır[16]. Tarafımızca bu görüşe iştirak edilmektedir. Kanun koyucu uygulamada beliren ihtiyaçları gözeterek temsil yetkisinin ve yönetim yetkisinin ayrı ayrı devredilmesine olanak tanıdığından, şirketlerin yeni kanun sistematiğine uygun olarak esas sözleşme değişikliği ile iradesini açık bir şekilde ortaya koyması gerekmektedir. Aksi takdirde TTK md. 370/2 hükmünde murahhas ünvanı yalnızca temsil yetkisine haiz kişiler için kullanıldığından, bahsi geçen ibareyi sadece temsil yetkisinin devrine izin veren bir hüküm olarak yorumlamak gerekmektedir. Bahsi geçen durum nedeniyle ana sözleşmede açıkça yönetim yetkisinin devrine olanak tanıyan bir hüküm bulunması şarttır[17].

Konu ile ilgili bir diğer tartışmalı husus yetki devrinin sınırlı olarak yapılıp yapılamayacağı ve hangi sınırlamaların geçerli olacağına ilişkindir.

“Çoğun içinde az da vardır” kuralı gereği sınırlı olarak yetki devrine izin verilmesi mümkündür. Bu doğrultuda yetkinin yalnızca yönetim kurulu üyelerine yahut üçüncü kişilere devri öngörülebileceği gibi belirli konulardaki yetkilerin yönetim kurulunun uhdesinde bırakılması da öngörülebilir[18].

Buna karşın yönetim teşkilatını belirleme görev ve sorumluluğu YK’nın devredilemez yetkilerinden olduğundan, esas sözleşme hükmü ile organizasyon özgürlüğüne müdahale eden yahut kişiye özel düzenlemeler getiren hükümler ihdas edilemez. Bu doğrultuda yönetimin devredileceği kişilerin esas sözleşmeyle belirlenmesi, devrin bizzat esas sözleşmeyle yapılması, yönetimin devredilmesinin zorunlu kılınması, yönetimin devredilmesi yetkisinin genel kurula bırakılması yahut onayına tabi tutulması mümkün değildir. Aksi yöndeki esas sözleşme hükümleri, genel kurul veya yönetim kurulu kararları hükümsüzdür. Zira yönetim kurulunun devredilemez yetkilerini belirleyen TTK md. 375 hükmü emredici niteliktedir.

Tekinalp’e göre; pay sahiplerinin iradesinin yönetimin devrini zorunlu kılması halinde, bu irade esas sözleşmeye yansımışsa, iradeye saygı gösterilmesi şarttır[19]. Ticaret kanunumuz organlar arasında işlevler ayrılığı ve güç denkliği ilkesini benimsendiğinden, genel kurulu yönetim kurulunun hiyerarşik üstü gibi değerlendiren bu yorum biçimini kabul etmek mümkün değildir.

 

İç Yönerge Hazırlanması

Şirketi oluşturan tüm organlar gerek kendi gerek kendisine bağlı birimlerin işleyişini düzenlemek için yönerge hazırlama yetkisine sahiptir. TTK md. 419/2 ve 367/1 hükümleri ile genel kurulun çalışma usulünün düzenlenmesi ve yönetim yetkisinin devri bakımından yönerge hazırlanması zorunlu kılınmıştır.

Yönetim yetkilerinin devrine ilişkin iç yönerge; YK ile diğer yönetim birimlerinin görevlerini ve çalışma usullerini, aralarındaki yetki sınırlarını ve görev ilişkilerini düzenleyen yazılı belgedir. İç yönergelerde çoğu kez temsil yetkisine ilişkin düzenlemelere de yer verildiğinden ve TTK md. 371 hükmünde yapılan 10/9/2014 tarihli değişiklikle ticari vekil ve tacir yardımcılarının görev ve yetkilerinin iç yönerge ile düzenlenmesi zorunlu kılındığından, iç yönerge kavramının ayrı bir bölüm olarak detaylı bir biçimde incelenmesi uygun görülmüştür. Bu nedenle iç yönerge hakkında detaylı bilgilere tezimizin üçüncü bölümünde ayrı bir başlık altında yer verilmiştir.

 

Yönetim Kurulu Kararı

Yönetim yetkisinin devredilebilmesi için yönetim kurulu tarafından md. 390 uyarınca usulüne uygun bir şekilde karar alınması gerekmektedir. Geçerli bir yönetim kurulu kararı olmaksızın yönetim yetkisinin devri halinde diğer tüm koşullar mevcut olsa dahi yapılan işlem geçersiz olacaktır.

Kararda iç yönergeye atıf yapılmalı ve yönetimin kısmen veya tamamen devredildiği açıkça belirtilmelidir. Örneğin pazarlama yetkilerinin A’ya veya TTK. Md. 375’deki görev ve yetkiler dışındaki tüm yönetim yetkilerinin B’ye devredildiği kararda yer almalıdır. Bu konuda karar alma yetkisi münhasıran yönetim kuruluna ait olup karar yetkisinin bir başka kişi veya organa devri mümkün değildir[20].

 

Yararlanılan Kaynaklar

[1] Akdağ Güney, Yönetim Kurulu, s. 83.; Doğan, Organizasyon, s.117; Koç, İç Yönerge, s.68-70.

[2] Arslanlı Halil, Anonim Şirketler, İstanbul,1960, s.121

[3] Arslan, s. 56

[4] Bahtiyar, Ortaklıklar, s.225

[5] Doğan, s. 79; Köksal, s. 140

[6] Nurgün Ceylan, Anonim Şirketlerde Yönetim ve Temsil Yetkisinin Devrinin Anlamı, Sonuçları ve TTK. m. 371 f.7 İle Karşılaştırılması, Türkiye Noterler Birliği Hukuk Dergisi, Ankara 2015, Y.2, S.1,  s.25.

[7] Papatya Gürcan, İşletmelerin Örgütsel Verimliliğe Ulaşmada Yetki Devri Sorunu ve Yönetici Engeli, Süleyman Demirel Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, 1997, s. 132.

[8] Karasu,  İlkeler,  Ankara 2015, s.123.

[9] Kırca/Çelik/Manavgat, s. 598

[10] Çevik Kemal, Ekonomi Hukuku Yaklaşımı ile Banka Hukuku, Turhan Kitabevi, Ankara, 2009, s. 517.

[11] Bilgili – Demirkapı, s. 386.

[12] Pulaşlı, Hasan, Anonim Şirketlerde İç Yönerge, 2013, s. 38

[13] Kırca/Çelik/Manavgat, s. 600

[14] Pulaşlı, Şerh, s.1098; Tekinalp, Yeni, s.249; Akdağ Güney, Yönetim Kurulu, s.57

[15] Kırca/Çelik/Manavgat,  s. 601

[16] Tekinalp,  Nr. 12 – 52

[17] Ünal, Ahmet,  s. 114.

[18] Kırca, s.601; Forstmoser/Meier – Hayoz/Nobel, Aktienrecht, Nr. 28, dpn.5; Pulaşlı, İç Yönerge, s.39

[19] Tekinalp, Nr. 12 – 53

[20] Tekinalp, Nr. 12 – 62, s.218

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir